11 Ağustos 2013

Kızımla Büyümek

Kızımla Büyümek kitabı, toplumsal belleğimizde derin izler bırakan olayları kızı dolayımıyla yaşayan bir babanın, yaşadıklarını gelecek kuşaklara da taşıma sorumluluğunun ifadesidir

Kızımla Büyümek
Kızımla Büyümek kitabı, toplumsal belleğimizde travmalar yaratan, derin izler bırakan cezaevleri, işkenceler ve gözaltılar olgusunu kızı dolayımıyla içerden yaşayan bir babanın, yaşadıklarını gelecek kuşaklara da taşıma sorumluluğunun ifadesidir. Bu tanıklığı, kendisine saklama lüksü olmadığı düşüncesinin ürünüdür.

Şaban amca (Şaban Eğilmez), kitaba yazdığı önsözde "Bu kitabı yazmayı bir insanlık görevi olarak algıladım" diyor. Ve kitapla asıl olarak iki şeyi hedeflediğini ekliyor. Kızının da içinde bulunduğu gençlik örgütü Genç Komünarlar‘ın Halepçe Katliamı, Zonguldak maden işçilerinin "iş kazası" adı altında yaşadıkları katliamı ve Eralp Yazar’ın bir gösteride polis kurşunuyla katledilmesini protesto etmek için yaptıkları üniversite işgalinden dolayı okuldan atılmak istenmiştir. Bu gelişme Şaban Amca'nın da başka bir kanaldan mücadeleyle tanışmasına neden olur. Kitapta bu mücadeleyi anlatmak istemektedir.

Bunu anlatmak istemesinin nedenini, "Üniversiteye giden gençlerin ailelerinin benzer sıkıntıları yaşamamaları ve devleti yönetenlerin tutumunun teşhiri" şeklinde özetler.

İkinci nedeniniyse, "19 Aralık cezaevleri operasyonunda kendisi gibi çocukları içerde olan ailelerin duygularına tercüman olarak, cezaevleri katliamları, zulümleri, işkenceleri karşısında bir avuç da olsa susmayan yılmayan başta gazeteciler ve aydınlar olmak üzere duyarlı herkese ailesi adına teşekkür etmek" isteği olarak koyar.

Kitap, sistemin yaptıklarını sayısız iğrenç saldırıyla manipüle etmeye çalıştığı cezaevleri operasyonlarının ve katliamlarının; duvara yazı yazdıkları için hayatları karartılan liseliler “Manisalı gençler”de bir kez daha tüm çıplaklığı ile suçüstü yakalanan işkencecilerin; polis takipleri ve Ölüm Oruçları’nın kızı cezaevinde olan bir babada yarattığı duygu ve düşünce alt üst oluşunu da içerir.

Kızımla büyümek” kitabı cezaevleri ve emniyet kapılarında, polis baskınlarında, açlık grevleri ve Ölüm Oruçları’nda sistemle tanışan, oğulları ve kızlarıyla büyüyen anne ve babaların da öyküsüdür aynı zamanda. Anlatılan onların da hikayesidir.

Her kitap, her yazı, her şiir aslında bir parça yazarını da tanıtır, yazanın kişiliğini de ele verir. Şaban Amca'nın derleyip belgelerle desteklediği kitap da böyledir. Onun sağlam karakterini yansıtır. Onu tanımayan fakat kitabı okuyan her insanda bu duygunun izlerini bırakır.

Kitap, cezaevleri ve işkencehaneler gibi aslında iki sınıfın eşitsiz koşullarda çarpıştığı savaş alanlarına ayna tutar. Düzen sözcülerinin yaptıklarını gizlemek için söyledikleri yalanları, hızla girdikleri bukalemun hallerine insanın aklının şaştığı mekanları anlatır.

Şaban Amca ise bunun tersine kitapta "Objektiflikten bir parça uzaklaşır mıyım" kaygısını yansıtır. Söylediklerini bol belge ve fotograflarla da destekleme istemi bundandır.

Şaban Amca'nın kapitalist ilişkilerin ta göbeğinde yaşarken, bu ilişkilerin çamurunu üzerine sıçratmadan temiz kalabilmeyi başarabilmesinin sırrı da burada yatar. İçerde kızına, dışarda kendisi ve bütün ailesine sayısız eziyeti yaşatan, derinden yaralayan olaylara ve olgulara dahi nesnel bakabilmesinde... Bu kendi kafasıyla düşünen, yargılayan yanları olmasa muhafazakar bir düşünce sisteminden, "Birtakım çarpıklıkları olsa da dürüst insanlar sayesinde düzelebilirliğine" inandığı bir sistemden düşünsel olarak kopuş yaşaması öyle kolay bir iş değildi.

Şaban Amca mühendistir. Bugüne dek çeşitli ülkelerde epeyce bir köprüde, barajda, metroda emeği vardır. Bu kez mühendis titizliğiyle değil, hesapsız, ölçüp biçmeden, kızı ve biz onaylamadığı komünist çocukları arasındaki yüreği ve beyniyle kurduğu köprüyü de anlatır kitabında.

İlkeli, tavizsiz, inandığından ödün vermeyen, değer yargılarına sahip çıkan kimlikli-kişilikli insan... Üstelik bunlar kızının mücadeleyle tanıştığı yıllarda neoliberal ideologların komünistleri, devrimcileri, ilericileri toplum için fedakarlık uğruna birey özgürlüğünü yok etmekle suçlamalarının tavan yaptığı yıllardır. Sistemin “enayilik” belletmeye çalıştığı değerler sistemidir. Neoliberal ideolojinin temel taşı olan bireyciliğe göre herbiri kişi odaklı eğilip bükülebilecek cenderelerdir. Birey özgürlüğünden anladıkları ise toplumun üstünde ve topluma karşı egoizmlerini konuşturma özgürlüğüdür.

Komünizmin özgürlük dünyasına göre ise zorunluluğun kavranması bu zorunluluktan kaynağını alan sınırsız özgürlüğün anahtarı. İşte Şaban Amca, bu özgürlük dünyasına götüren değerler sistemi için "Onaylamasam da saygı duyulur buldum" düşüncesine hangi olgulardan yola çıkarak ulaştığını, yaşadığı çelişkileri de anlatır.

Yazarın devlete toz kondurmayan muhafazakar bir düşünce yapısını savunurken; köpürdüğü, kızından dolayı tesadüf de olsa tanıdığı bütün devrimcileri, kitabında yer yer kendisinin anlattığı yer yer kalem oynatan bütün kişileri “kızı-oğlu bellemesi”, içtenlikle sevmesi de bundandır.

Kenarın dilberi


Şaban amcanın eşi Sabiha Teyze'de ise, hem Kürt hem de yoksulluğun en dibini yaşamış sağlık emekçisi kökeni, varsıl olunca sınıfsal kimliğini unutmayan bir “mertlik” biçiminde yansır.
Tam tersi bu kimliğini unutan özentili tipleri küçümser, ünlü hazır cevap haliyle "Kenarın dilberi nazik olsa da nazende olamaz" diye dalga geçerdi. Onu aranmalar, işkenceler, tutuklanma, cezaevleri ve açlık grevleri gibi yüreği ağzında kaygılı yaşadığı bütün bu ateş çemberlerinden sonra, ani bir kalp krizinde kaybettik. Tam da kızının ve kızının yoldaşlarının dışarı çıktıkları, ona-onlara olan özlemini doyasıya yaşayamadan... “Ölüm adın kalleş olsun” demekten başka bir şey gelmedi elimizden. Yaşasaydı kitapta hangi polisi nasıl atlattığından, hangi gardiyanı nasıl ayakta uyuttuğuna dek “cinfikirli” espritüel anlatımlarına mutlaka rastlardık.

Her ikisinde de "Kendinizi akılsızca öldürmeyin, onlar da sizin ölmenizi istiyor" dan, açlık grevleri ve Ölüm Oruçları’nın taleplerinin haklılığına; cezaevlerine ziyarete gelen ailelerin klasiği olan "Okullarınızı niye bitirmediniz, belli yerlere gelip kariyer sahibi olunca ancak sistemi düzeltme şansınız olabilirdi"den sistemin dibe vurmuş çelişkilerini kavramaya; "Her yerde olduğu gibi devlet içinde de kötü adamlar olabilir, işkence yapabilirler" düşüncesinden işkencenin hiç de öyle münferit falan olmadığını kavramaya; cezaevlerinin kendi deneyimlerinden de yola çıkarak içerdekinden fazla dışarıyı teslim almaya dönük kurumlar olduğunu sezgisel de olsa anlamaya başlamalarında, bu harcın, karakter sağlamlığının da payı vardı.

Şaban Amca yine kişilik özelliği haline gelmiş, oldukça mütevazi ve yalın bir dille adım adım yaşadığı bu çelişkilere de değinir kitabında.

Kızımla Büyümek kitabı Kibele gibi sevgi üreten yüreğiyle bir babanın tarihe tanıklığı olduğu kadar, yaşananları kendine saklama lüksü olmayan ana ve babalara da soylu bir çağrıdır.

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..