01 Kasım 2013

Geride durmak...

Onu kimsenin eşi, kimsenin annesi olarak tanımadık. Öldüğünde de kimsenin eşi kimsenin annesi olarak anılmamayı hak ediyordu

Merih Baykal Pirhasan veya Vedat Türkali’nin eşi
Merih hanım ömrünü noktaladı. “Vedat Türkali eşini kaybetti” diye haber oldu. Biz onu kimsenin eşi, annesi olarak tanımadık. Tanınmamayı seçti. Öldüğünde de kimsenin eşi kimsenin annesi olarak anılmamayı hak ediyordu.

Merih Hanımı kaybettik. Birazdan gazete televizyon ve sosyal medyada "Vedat Türkali eşini kaybetti" diye haber edilmesine karşı çıkacağım ama benim tanışma vesilem de Deniz’in annesi olmasıydı.

Yine de Deniz’in ve Barış’ın annesi olmaktan çok Merih Hanım’dı. Vedat bey’in eşi olmayı da Deniz Türkali ve Barış Pirhasan’ın annesi olmayı da belki seçmişti!



Hepsi sanat alanında ismini duyurmuş (torunları Zeynep Casalini, Yusuf ve Emine Pirhasan) bir ailenin hiç öne çıkmamış, hiç röportaj vermemiş (bir tek anneler günü vesilesiyle kızı, torunu ve torununun çocuğu ile verdiği röportajı hatırlıyorum), bir mensubuydu. Bunun bilinçli bir seçim olmadığını kim söyleyebilir?

Biz onu kimsenin eşi, kimsenin annesi olarak tanımadık. Tanınmamayı seçti. Öldüğünde de kimsenin eşi kimsenin annesi olarak anılmamayı hak ediyordu. Olmadı! Medya cilvesi deyip geçelim, çünkü bunu da büyük bir mesele haline getireceğini hiç sanmıyorum.

Merih Hanım, Selanikli bir anne babanın kızı. Babası Ertuğrul Baykal, hem Balkan hem de 1. Dünya Savaşı’na katılmış bir doktor. Kendi gibi Selanik göçmeni bir ailenin kızı olan Ümmühan Huriser hanımla evleniyor. Merih Hanım Erenköy Kız Lisesi’nde son sınıftayken Halkevi Başkanı olarak Samsun’a gidiyor. Karma eğitim yeni başlamış, Merih hanım sınıftaki iki kızdan biri. Abdülkadir Demirkan ile sınıf arkadaşı oluyor. Her ikisi de edebiyat düşkünü. Her ikisi de komünizmle de bu yıllarda tanışıp ilgileniyor. Yıl 1936 olmalı. Yani her ikisinin de 17 yaşında olduğu bir zaman.

Lise sonrasında işçi sınıfı bir aileden gelen Demirkan için üniversite olarak en uygun seçenek Askeri Okul. Merih hanım için ise İstanbul’a dönüş ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü.

İstanbul’da evleniyorlar. Deniz doğuyor. Merih Hanım, Deniz’i annesine bırakıp, Akşehir’de askeri öğretmen olan Abdülkadir Bey’in yanına gidiyor. Sonra tekrar İstanbul. Abdülkadir Bey artık Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmeni.

Deniz, annesini evde piyano çalarken ve kendisine çok güzel ninniler söylerken hatırlıyor. Üsküdar’da evdeki misafirleri, sabahlara kadar süren tartışmaları, uyandığında dolu kül tablalarını. Sonra, sonra Barış doğuyor ve Abdülkadir Demirkan 1951 Tevkifatı’nda Barış 40 günlükken tutuklanıyor. Hiç kimse yeni doğum yapmış Merih hanımı Abdülkadir bey’in arkasından ağlarken görmemiş. O da annesi gibi duygu belli etmeme asaletine sahip.

Hep tekrarlanan hikaye ama bu ilklerinden, iki çocukla kalıp iş de bulamıyor. Üniversitede çalışamıyor. “Komünist”, ya da “komünistin karısı” yaftası hep karşısına çıkıyor. Sonunda yeni kurulan Yapı Kredi Bankası’nın muhasebesinde iş buluyor, gece yarılarına kadar çalışıyor. 1953 yılında o da tutuklanıyor. Çocukları onu Harbiye Cezaevi'nde ziyaret ettiklerini hatırlıyor. Koğuş arkadaşları Sevim Hanım (Tarı), Sıdıka Hanım (Su), Behice Hanım (Boran), Dr. Nuran Akşit.

Merih hanım cezaevinde bir kaç ay kalıp çıkıyor. Abdülkadir Bey ise 7 yıl sonra.

O da iş bulamadığı için Vedat Türkali adıyla film senaryoları yazıyor. Merih hanım ise emekli olana kadar bankada çalışmaya devam ediyor. Torunlarını hatta torunlarının çocuklarını büyütüyor. Kimseyi fazla şımartmadan.

Çok kızıp ayrıldığı bir dönem hariç Vedat Bey’in hep yol arkadaşı oluyor.

Kadim dostlarından hiç vazgeçmiyor.

Ben hiç kahkahasını duymadım ama onu asık yüzle de hiç görmedim. Merih Hanım deyince aklıma hep iyilikle baş başa bir ölçülülük geliyor.
Erkeklerin pek meraklı olduğu hapishane, parti günlerini anlattığını da pek duymadım. Akıl verdiğini de.

Ama Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) kuruluşunda biz birkaç kişi büyük bir heyecanla bir bildiriyle nasıl bir parti istediğimizi kaleme aldığımızda sakince okuduğunu hatırlıyorum. Sadece “Çok güzel… Ama siz parti istemiyorsunuz ki" demişti. Biz tabii bozulmuştuk, ama zaman onun haklı olduğunu hepimize gösterdi. O da bunu bir tek kez bile yüzümüze vurmadı.

Merih hanım ömrünü noktaladı. “Vedat Türkali eşini kaybetti” diye haber oldu. Evrensel hariç haber olduğu gazetelerde adını görmedim.

Bu da bir hayat seçimi elbette! Geride durmak, Türkiye’de sanatın farklı alanlarında isim olmuş insanların yetiştiği bir ailenin ana direği olmak. Bana bu Merih hanım’ın seçiminden çok onun seçilmiş olmasından gibi geliyor.

Temennim gittiği yerin buradan iyi olması… O, nasılsa nerede olursa olsun iyiliği bulur.

Murat ÇELİKKAN, Bianet

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..