07 Ocak 2014

Bekle bizi İstanbul!

Yoldaş ölümlerinde yarılır içinizin bir yarısı, diğer yarısı “yürüyelim” diye haykırır...

Bekle bizi İstanbul!
Övgüye ihtiyacı yok Lale'nin... O yaşamı ve eylemiyle söyledi sözünü...

Onu tanıyan istisnasız herkesin kendini tutamadan her fırsatta ondan söz etme isteği, olsa olsa bize daima yarına dair bir şeyler hatırlatmasındandır.

İçimizin bir yanı kanarken, onun insanı sımsıkı saran bakışları sizi dostça, yoldaşça ileriye iter. Ölümünü hatırlamak bile size “Daha fazlasını” yapmanızı beklediğini hissettirir. Onu düşünür, onun o çocuksu yüzünü anımsarken gözlerinizden akan yaşlar, burjuvaziye duyduğunuz kini ve kapitalizmden hesap sorma isteğinizi sular... Lale'nin yüzü fonda hep kızıl bir ufukla birleşik gelir gözlerinizin önüne... Yoldaş ölümlerinde yarılır içinizin bir yarısı, diğer yarısı “yürüyelim” diye haykırır.

Vedat Türkali'nin İstanbul şiirine vurgundur. Dilinden düşürmez onun mısralarını Lale, üstelik çok da güzel okur. O güzelim dizeler onun dudaklarından dökülürken hücrelerinize işler, bütün duygularınız ayaklanır.

İşte bu yüzden, herhalde en fazla hayıflandığı şey Gezi sürecinde sokaklarda olamamasıdır. Çatışmaların göbeğine, barikatların kalbine bayraklarla, sloganlarla, zafer şarkılarıyla yürüyememesidir. “Uzaktan seni düşünürüm İstanbul...” dizesini sonsuza kadar aynı buruklukla yineleyip durmak zorunda kalmasıdır.

Gürül gürül sesiyle, baştan ayağa coşku ve inançla haykırdığı o dizeler oysa en çok Gezi İsyanı'na yaraşırdı. O haykırışı, isyanın dalgalandığı her köşede Lale'nin militan ruhundan dinleyebilseydik keşke...

Haramilerin saltanatını yıkmak...” için yola çıkanların o gepegenç öfkesini Lale henüz çocuk denebilecek bir yaşta kuşanmıştı. “Beni örgütleyin!” diye adeta yalvarmıştı evlerine gelen komünistlere. İlk kez 15'inde düşer zaten haramilerin eline. Sonrasında adeta yol eder Bayrampaşa'yı, Ümraniye'yi...

Bir çocuk, erken büyümüş bütün emekçi çocukları gibi hayatı dev adımlarla yürümek zorunda kalmış “yeni çağın çocuğu"ydu o. Ruhunun atılganlığı ve bilincinin dinamizmiyle aştı yılları, hayata daima yeni gözlerle bakmasını bildi.

Çoğaldıkça çoğaltacağının, büyüdükçe daha güçlü adımlar atacağının ayırdındaydı.

Baştan çıkaran yaşama sevinciyle kucakladı insanları; kayıtsızlığa, ertelemeciliğe, bezgin boşvermişliğe prim vermedi. Zamanı yoktu onun durup dinlenmeye, o çok sevdiği soylu atlar gibi aralıksız bir koşu tutturdu.

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul / Bekle bizi...” derken bu günlerin ancak onun da emeğinin ve alınterinin akıtıldığı koca bir değirmeni çalıştırmakla geleceğini biliyordu. “Sen şimdi haramilerin elindesin” ama biz bu tüketen gerçeği, insanlığı sömürüye ve köleliğe mahkum eden kapitalizmi değiştireceğiz diye ısrar ediyordu.

Sokaklar, fabrika önleri, emekçi evleri, öğrenci direnişleri, işkence tezgahları, cezaevi duvarları tanıktır kavgasına: “Haramiler kesmiş sokak başlarını / Polisin kırbacı, celladın ipi, spikerin çenesi, baskı makinesi de / Haramilerin elinde/ Ve mahzenlerinde insanlar bekler / Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer / Bebeklerin hasreti içlerinde / gömülü / Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde...

Dilsiz tutsaklar, boyun eğmeyen tutsaklar, “Durmak yok” giysili bu kadını iyi tanırlar.

Aşkla, ısrarla, direngen bir ruhla, bilgi ve bilinçle kuşanmış ölümsüzler, geleceğimize doğru kırar kapıları. Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın özlemini çeken milyarların geleceği yanında tek bir hayat nedir ki?

Kapitalist sistemin duvarları, o sakınmasız bedenlerin eylemiyle sarsılır. Ancak kolektif bir yüklenme, evrensel bir koşu, enternasyonalist bir dayanışma... çağlar boyu da sürse, sayısız cana da malolsa bu çürümüş sistemi tepeden tırnağa yıkabilir.

Almış dizginleri eline / Bir avuç vurguncu, müteahhit, toprak ağası / Onların kemik yalayan dostları / Onların sazı, cazı, villası, doktoru, dişçisi / Ve sen esnaf sen / öyle sen memur, sen entellektüel / Ve sen / Ve sen haktan bahseden Ortaköy'ün, Cibali'nin işçisi / Seni öldürürler / Seni sürerler / Buhranlar senin sırtından geçiştirilir / İpek şiltelerin istakozların / ve ahmak selameti için / Hakkında idam hükümler verilir.

Yeni bir dünyanın, sınıfların, sınırların, sömürünün olmadığı komünizmin özgürlük dünyasının inşası, bu uzun yürüyüşü, alanlarında, sokaklarında, fabrikalarında, okullarında kavgayı aynı kararlılıkla sürdürenlerle; zorlu eşikleri gerektiğinde ölümüne, Lale misali bir ceylan gibi aşanlarla gerçekleştirilecektir.

Salkım salkım tan yelleri estiğinde / Mavi patiskaları yırtan gemilerinle...Boğaz'ı, Haliç'i, Süleymaniye'yi, yedi tepeli şehrimizi düşünür. Hayatının her aşamasında yenilenmiş ve çığlıklaşmış duygularla düşünür İstanbul'u Lale.

Başka bir hayatı yoktur onun, başka bir hayat özlemez; iki koltuğa birden oturmaya kalkmaz. “Hem şunu yapayım, hem bunu yapayım, ama şunlardan da eksik kalmayayım” idareciliği yoktur onda. Sosyalizmi ve devrimciliği sindirmiş olanların gönül rahatlığı ve kesinliği hükmeder günlerine.

Bekle bizi İstanbul” derken de emindir günün birinde tıpkı kendisi gibi öne atılanların artık sayılamayacak kadar az olmayacaklarına! Türkiye'yi sallayacaklarına, geçmişin hesaplarını aşıp geleceğin sorunlarına kafa yoracaklarına...

Kirli çocuklarınla bekle bizi / Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi / Bekle dinamiti tarihin / Bekle yumruklarımız / Haramilerin saltanatını yıksın / Bekle o günler gelsin İstanbul bekle / Sen bize layıksın.


RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..