19 Şubat 2014

Mülteci direnişi genişliyor

Biz eyalet dışına çıkma yasağı olanlar, serbest dolaşım hakkı olmayanlar olarak ayaklarımızla bu yasakları ve sınırları kırarak yürüyeceğiz

Mülteci direnişi genişliyor
AMSTERDAM’DA 4. ENTERNASYONAL KONFERANS
Mülteci, göçmen, işçi ve işsizlere karşı uygulanan sınırları kırmak, ırkçı ve kolanyalist yasaları değiştirmek için planlamış olduğumuz Brüksel yürüyüşü ile ilgili olarak ilki Brüksel, ikincisi Roma ve üçüncüsü de Freiburg’ta gerçekleşen konferansların dördüncüsünü de Amsterdam’da gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Amsterdam konferansına; Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya ve Almanya’dan değişik örgütleri temsil etmek üzere delegeler katıldı. Konferans iki tam gün sürdü.

Konferansın ilk bölümünde, Brüksel’e yürüyerek mi gidilecek yoksa araçlarla mı gidilecek konusu tartışıldı. Değişik ülkelerden bazı örgütler bir ay sürecek bir yürüyüş için zamanlarının olmadığı yönünde görüş ileri sürdüler. Bu nedenle eylemin isminin yürüyüş mü yoksa karavana mı olması gerektiği üzerine sorular yönelttiler.

Araçlarla Brüksel’e gitmenin hiçbir anlamı olmayacaktır. Zaten mülteciler dışındakilerin, yani Avrupa vatandaşı olanlar için sınır dışına çıkma yasağı diye bir şey yok, bu nedenle yürüyüşü desteklemek amacıyla Avrupa vatandaşlarının Brüksel’e araçlarla gitmesi sınırları kıran bir eylem özelliği taşımıyor. Arabalarla zaten biz uzun süreden beri yasak olan yolları aşındırıp, sınırları geçiyoruz.

Brüksel’e ne ile gidileceği meselesini tartışırken, doğal olarak Avrupa merkezciliği konusunu da tartışmış olduk. Çünkü Avrupa’da oldukça alışılmış olan bir durum var. Mülteci ve göçmenlerle ilgili bir çok sivil toplum kuruluşu kampanyalar yapıyor, mülteciler adına söz söylüyorlar ve mültecilerin yani dışardan buralara gelenlerin insiyatiflerini keyfi bir şekilde kırmış oluyorlar. Bu durumun altında pragmatist bir pozisyon yatıyor. Artık tüm toplantı ve etkinlikilerde bu gerçekliği kırmak için sert tartışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu duruma tamamıyla son vermeye niyetliyiz.

Biz eyalet dışına çıkma yasağı olanlar, serbest dolaşım hakkı olmayanlar olarak ayaklarımızla bu yasakları ve sınırları kırarak yürüyeceğiz. Kapitalizm karşıtı grup ve bireyler bu eyleme istediği biçimde katılabilir. Kimseyi bir eylem modeline zorlayamayız. Avrupa’nın alışılagelmiş hobi aktivizminin öyle kısa sürede kırılamayacağının da farkındayız. Bu nedenle bu bir yürüyüş olacak. Ayaklarımız yara olacak ki başımız özgür olsun. Özgürlük istiyorsak risk almak ve bedel ödemek zorunda olduğumuzu bilmeliyiz.

Brüksel yürüyüşünün lokomotifi ayaklarla sınırları kırıp geçmek olacaktır. Araçlarıyla bu eyleme katılacak olanların ya da bazen bizimle birlikte yürüyüp, sonra kendi işlerine dönecek olanların bu eyleme saygı ile yaklaşması gerekir. Ayakları yara olanlar konuşacak, söz hakkı onlara geçecek. Ayakları yara olmayanlar, ayakları yara olanlar hakkında teori yapamayacak.

Böylece Brüksel eyleminin bir yürüyüş olacağını artık her kes kabul etti. Her kes buna saygı duymak zorunda olduğunu anladı. Eyleme nasıl ve ne kadar süre ile katılacaklarına her kes kendisi karar verecek. Ama yürüyüşü yapanlara herkes saygı gösterecek. Bu lokomative uyum sağlayacak.
Brüksel yürüyüşünün tarihi ile ilgili daha önce gerçekleştirmiş olduğumuz konferanslarda epeyce bir tartışma yürütmüştük. Amsterdam konferansında da başlangıç ve varış tarihi üzerine tartışmalar oldu. Bir grup, yürüyüşe biraz daha geç bir tarihte başlamamızı önerdi. Bunun gerekçesi olarak, bizim belirlediğimiz günün hafta içine denk gelmesi ve dolayısıyla başlangıcın zayıf olacağı düşüncesiydi. Diğer yandan, yakın tarihlerde Blokupy aksiyon haftası olacak. 15 Mayıs’tan 25 Mayıs’a kadar sürecek olan Blokupy aksiyon haftasıyla denk gelen bir tarihte yürüyüşe başlamanın isabetsiz olduğu fikriydi. Ancak biz, Blokupy grubuna, daha önce katılmış olduğumuz Blokupay konferanslarında öneri ve tekliflerde bulunmuştuk. Şimdiye kadar Blokupy grubu bu teklifimize olumlu bir yanıt vermedi. Kendilerinin eylem planlarının olduğunu söylemekle yetindiler. Biz de onları teoride sınırlara karşı olmanın yetmediğini bunu pratik olarak gerçekleştirmek gerektiğini anlatmıştık.

Yürüyüşün tarihi ile ilgili olarak her delegasyondan bir kişinin temsilci olarak katıldığı ayrı bir toplantı gerçekleşetirdik Amsterdam konferansında. Bu toplantı sonucunda bizim belirlediğimiz tarihin değiştirilmeyeceği konusunda her kes ikna oldu. Zira 20 Mayıs’ta başlayacağımız yürüyüş 30 gün sürecek. Biz, 21 Haziran’da Brüksel’de olmayı hedefliyoruz. 26 Haziran’da Avrupa içişleri yetkililerinin görüşmeleri var. Bu görüşmelerden bir hafta önce Brüksel’de olup, bir hafta boyunca değişik eylem taktikleri uygulamayı düşünüyoruz. Yürüyüşe geç başlarsak Brüksel’e varış tarihimiz de geç olmuş olacak.

Her gün en az 15 km yürümek biçiminde bir plan ve yol rotası belirledik. Diğer yandan, bazen polis saldırıları yürüyüşün süresini uzatıyor. Ya da ayakların yara olması yürüyüş temposunu düşürüyor. Tüm bu olasılıkları, önceki yılda gerçekleştirdiğimiz yürüyüş deneyiminden biliyoruz. Yürüyüşün başlangıç ve varış tarihini kolektif bir kararla belirlemiştik. Şimdi bu tarihin değiştirilmesini Amsterdam’da bulunamayan delegelerden habersiz bir şekilde yapmamız doğru olmazdı.

Amsterdam konferansında, daha önce oluşturmuş olduğumuz çalışma gruplarını, yeni katılımlarla daha somut hale getirdik. Böylece medya mobilizasyon, aksiyon, lojistik, sanat gibi çalışma gruplarını kurduk. Bu çalışma grupları konferans aralarında küçük toplantılar yaparak birbirleriyle iletişim ve görüş alışverişinde bulundular. Enternasyonal eylem ve etkinliklerimizle ilgili bir facebook sayfası ve bir de mail listesi oluşturmuştuk zaten. Bu ağlar üzerinden de enternasyonal iletişimler sağlanacak.

Daha önce Münschen kentinde tutuklanan El Mütena arkadaşımız Amsterdam’da mültecidir. Amsterdam’da mültecilerin işgal ettikleri binaları gezdirdi bize. Amsterdam’daki mülteciler, daha önce bizimkine benzer bir şekilde küçük bir çadırla başlamışlar direnişe, daha sonra bu çadırları polis tarafından yıkılmış ve bir kilise işgal etmişler. Bir süre sonda kilise onları oradan atmış. Bunun üzerine bir eski garaj binası işgal edilmiş.

Avrupa devletleri genelde direnişlere karşı benzer taktikler izliyorlar. Amsterdam‘da da mültecilerin bir kısmını eski bir hapishane binasına yerleştirmişler. Böylece direnişçilerin gücünü bölmüşler. Ancak eski hapishane binasına yerleştirdikleri mültecileri Mayıs’ın sonunda sınırdışı edecekler. Mülteci direnişçilere iki seçenek sunulmuş: Ya hapse gireceksiniz denilmiş ya da kendi ülkelerinize geri döneceksiniz ve onlara geri dönmeleri için para teklif edilmiş. Eski hapishane binasında kalan mülteciler, bu kağıda imza atmışlar. Eğer sınırdışı edilmeleri söz konusu olursa hep birlikte Brüksel yürüyüşüne katılacaklarını söylediler.

Mültecilerin işgal edip yaşadıkları eski garaj binasını ülkelere göre dağıtmışlar. Sudanlılar bir yerde Somaliler bir yerde kalıyorlar diğer ülkeler diğer bölümlerde ama karışık kalan yerler de var. Bina şura sistemine göre yönetiliyor. Kararlar şuralarda alınıyor. Her iş için bir kaç görevli seçilmiş, güvenlik birimi, yemek birimi gibi birimler oluşturulmuş.

Bu graj binası ilk işgal edildiğinde suyu, elektriği yokmuş mülteci direnişçiler bunların hepsini yapmışlar. Ortak bir mutfağı var ve yemekler mutfak komitesi tarafından yapılıyor. Odalarına konuk olduğumuz Sudanlı mülteciler bizlere sütlü çay ikram ettiler. Aynı akşam gene Sudanlı eski mülteci kadının evine konuk olduk, bizlere Sudan yemekleri ikram etti. Bir gün önce horlama sesinden uyuyamamıştık ama o gece iyi bir uyku çektik. Böylece geri dönüşü dinç bir şekilde gerçekleştirdik. Amsterdam sakin bir şehir görünümünde, çok sayıda bisiklet vardı yollarında. Berlin gibi İstanbul sokaklarını andırmıyordu bu şehir. Amsterdam konferansından memnun ayrıldık.



Bizim Amsterdam’a vardığımız ilk gün, Oraninplatz’daki direniş çadırlarımızın bulunduğu yerdeki tuvalet vagonunun faşist bir saldırı ile yakıldığını öğrendik. Tuvaletimiz tamamen yanmış ve kül olmuştu. Bu manzaranın görüntüsü anında biz delegasyon komitesine iletilmişti. Yerli ya da göçmen faşistlerin işidir bu saldırı. Daha önce de direniş alanlarımıza ırkçı saldırılar ve polis saldırıları olmuştu. Ama onlar yanılıyorlar bu türden saldırılar direnişimizi bitirmek bir yana, direnişimizin daha da harlanmasına yarıyor. Bu direnişi hiçbir güç durduramaz artık.

ALMANYA ÇAPINDA ÖĞRENCİ GREVİ ÖRGÜTLEDİK
Devrimci mülteci hareketi, bu güne kadar bir çok farklı toplumsal sınıf ve katmanlarla ilgili eylem ve etkinlikler gerçekleştirdi. Bir çok eylemi de direniş merkezimizden koordine ettik. Amsterdam konferansından önceki hafta da bir öğrenci grevi örgütledik.

Grev gününden önceki zamanlarda birçok lise ve üniversitede geniş katılımlı toplantılar düzenledik. Okulların sınıflarında ders verenler bu sefer devrimci mültecilerdi. Bazı öğretmenler de bu derselere katıldılar. Bu derslerde işgal okuluyla ilgili olarak en son yapmış olduğumuz “kacanacağız” adlı filmi gösterdik ve ardından sunum yapıtık, en son olarak da soruları cevaplandırdık.

Berlin, Hamburg, Bremen, Schudurtgart, Frankfurt, Münschen gibi Almanya’nın bir çok ketinde aynı gün öğrenci grevi örgütledik. O gün okullar boykot edildi ve devrimci mülteci direnişine destek amacıyla bir öğrenci grevi gerçekleştirdik. Berlin’deki öğrenci grevine yaklaşık olarak 3 bin kişi katıldı.

Öğrenci grevinde devrimci mülteci hareketinin sık sık kullandığı sloganlar atıldı ve pankartlar taşındı. Her grup bu greve kendi pankartı ile katıldı. Kimseye pankart ve slogan yasağı koymadık. Greve katılanlar genellikle liseli genç insanlardan oluşuyordu. Üniversitelilerin greve katılım oranı oldukça düşüktü. Yeni bir genç kuşak politikleşiyor bu iyiye işarettir. Lise öğrencileri ilginç sorular sordular toplantılarda. Direnişin adının neden “grev” olduğunu sordular mesela. Direnişimizin adı grevdi çünkü grevin sınıfsal bir anlamı var. Grev yapmak için illa da endüstri alanında çalışan işçilerin iş durdurması gerekmez. Hayatın normal akışını sekteye uğratan diğer eylemler de grev olarak adılandırılabilir. Hayatın normal akışını iş durdurarak da yapabilirsiniz, yolları işgal ederek de yapabilirsiniz. Boykot ederek de yapabilirsiniz. İşsizler de işçi sınıfının bir parçasıdır, öğrenciler de proletarya hareketinin bir parçasıdır. Önemli olan bu sınıf ve katmanların devrimci bir perspektifi olmasıdır. Marx, “işçi sınıf devrimci ise herşey, devrimci değilse hiçbirşeydir” diyordu.

Devrimci mülteci direnişimizle ilgili olarak sendikalar da bir destek bildirisi kaleme aldılar. Öğrenci grevimiz başarılı geçti, bundan sonraki hedefimiz Almanya çapında bir işçi grevi örgütlemektir. Bunun kolay olmayacağının farkındayız. Ama sokaklardan tüm sınıf ve katmanları harekete geçirmek mümkündür bunu gördük. Almanya’daki kitlesel sendikaların durumu pek iç açıcı değil. Ama tabandan zorlayarak sendikacıları ve işçi sınıfının bir kısmını sokağa çekme olasılığı vardır. Bunu deneyeceğiz ve deneyerek olup olmayacağını test etmiş olacağız. Bunun için gerekli girişimleri başlattık bile. Tüm grup ve fraksiyonlarla kontaklarımız devam ediyor. Olmaz diye bir şey yoktur yaparsan olur. Yürürsen yol olur yürümeden yol açılmaz. Buzu kırıp yolu açtığımızda arkadan yürüyenler mutlaka olur.

Yaşasın insanlaşma ortaklaşma mücadelemiz!

18. 02. 2004
Turgay Ulu
Berlin

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..