19 Şubat 2014

Büyük dava adamı Missak MANUŞYAN

Manuşyan ve yoldaşları “56 saldırı, 150 öldürme, 600 yaralama”dan sorumlu tutularak kurşuna dizildi

Büyük dava adamı Missak MANUŞYAN
Missak Manuşyan, 1906'da yoksul bir Ermeni bir ailenin hayatta kalan ikinci çocuğudur. Babası İttihat ve Terakki öncülüğünde gerçekleştirilen Ermeni katliamında öldürülür.

Açlık ve katliam devam eder. Ermenistan'da annesi de açlık yüzünden hastalığa yakalanarak ölür. Missak ve ağabeyi Garabet, bir Kürt aile tarafından saklanır. Bir-iki yıl sonra ağabeyiyle birlikte o dönem Fransız mandası olan Suriye'de bir yetimhaneye teslim edilirler.

Missak 18 yaşına geldikten sonra ağabeyiyle birlikte Fransa'ya göç eder. Marsilya'da çeşitli işlerde çalışan Manuşyan marangozluk mesleğini öğrenir. CGT aktivistleriyle tanışır. Daha sonra Paris'e yerleşip Citroen Fabrikası'nda çalışırken komünistlerle tanışır. Manuşyan bu dönemde edebiyata ilgi duyar ve henüz ham haliyle de olsa ilk şiir denemelerini çeşitli dergilere gönderir. Ama onun asıl ilgisini çeken, işçilerin örgütlü mücadelesidir. Sendikal faaliyetlerinden sonra Missak Komünist Parti'ye üye olup FKP'nin gençlik kollarında görev alır. Citroen Fabrikası'nda yürüttüğü sendikal çalışmalardan dolayı işine son verilir.

Direnişin korkusuz kahramanı
1936 büyük genel grev sonrası Manuşyan İspanya İç Savaşı'nda savaşan Uluslararası Tugaylar'a katılmak için FKP'ye başvuruda bulunur. Fakat bu talebi kabul edilmez. FKP'nin göçmen işçiler içinde kurmuş olduğu Göçmen İşçiler Seksiyonu'nun yönetiliciliğine getirilir. Paris banliyölerinde yaşayan Ermeniler başta olmak üzere Manuşyan birçok yabancı kökenli işçiyi FKP'ye, aynı zamanda CGT'ye üye yapar.

Fransa'nın Hitler faşizmi tarafından işgal edilmesiyle yeraltına çekilen FKP direniş hareketini örgütler. Göçmen İşçiler Seksiyonu'nun önderi olarak Missak Manuşyan da Paris ve çevresinde Nazilere ve Gestapo şeflerine karşı devrimci şiddet eylemleri örgütler.

Göçmen işçilerin başlattığı direniş eylemleri Nazileri çıldırtır. Faşizme karşı dişe diş bir mücadele yürüten göçmen işçiler grubu kısa sürede Fransız halkının sempatiyle desteklediği efsanevi bir yüceliğe bürünür. Tarihte “Kızıl Afiş” olarak sözü edilen afişin, Missak Manuşyan ve savaşçılarının görüldüğü yerde vurulacağı talimatının meydanlarda, tren istasyonlarında ve halka açık alanlarda boy boy sergilenişinin adıdır.

Stalin müfrezesi

Nazi işbirlikçisi Vichy iktidarı, özellikle Paris'te yoğunlaşan devrimci eylem karşısında içine düştüğü çaresizlikle toplum üzerinde baskı ve şiddeti yoğunlaştırır. Buna rağmen Manuşyan ve grubu 28 Eylül 1943'te SS Generali Julius Ritter'i cezalandırır. Ritter, binlerce Fransızı, Yahudiyi ve göçmeni Almanya'daki çalışma kamplarına zorla gönderen STO (Service du Travail Obligatoire - Zorunlu Çalışma Servisi) insanları vagonlarla Nazi Almanyası'na sevk etme sorumlusudur.

Julius Ritter cezalandırıldıktan sonra Paris 'Balyoz Harekatı' ve sürek avına sahne olur. Gestapo ve Vichy polisinin emekçi semtlerine yaptığı yoğun operasyonlarda Stalin Müfrezesi olarak anılmaya başlanan Missak Manuşyan ve yirmi iki yoldaşı yakalanır.

Mont Valerien Kalesi
Missak Manuşyan ve yoldaşları, Mont Valerien Kalesi'nde günlerce ağır işkencelere maruz kalırlar. Gestaponun uyguladığı işkence yöntemleri karşısında yirmi iki komünist savaşçı Nazizm karşısında en küçük bir tereddüt ve zayıflık göstermezler.

Manuşyan ve yoldaşları, “56 saldırı, 150 öldürme, 600 yaralama”dan sorumlu tutularak kurşuna dizildi. Her ulustan yirmi iki göçmen direnişçi, 21 Şubat 1944'te zafere duydukları inancı haykırarak ölümsüzleşti. Alman ulusuna mensup Olga Bancic Stuttgart Cezaevi'nde 10 Mayıs 1944'te kurşuna dizildi.



Yirmi üç direnişçinin anısına şiirler yazıldı, şarkılar bestelendi. Ölümsüz savaşçıların ölümsüzlüğünü Luis Aragon şu dizelerle haykırır:
KIZIL AFİŞ

İstediğiniz ne zaferdi ne gözyaşı,
Ne hüzünlü org ne papazın son duası.
On bir yıl nedir ki on bir yıl…
Yaptığınız kullanmaktı silahlarınızı:
Ölüm gözünü kamaştırmaz Partizanın.
Asıldı yüzleriniz kentlerimizin duvarlarına,
Gece ve sabah karasıydınız, korkutucu, süzgün.
Bir afiştiniz, kızıl bir kan lekesi gibi,
Adlarınızı bile söylemek öylesine güçtü ki,
Gelip geçende dehşet etkisi yaratın istediler.
Sizi kimse Fransız olarak görmez gibiydi,
Gün boyu bakmadan geçti gitti insanlar.
Kimi parmaklar durmadı ama karartmada
‘FRANSA İÇİN ÖLDÜLER’ yazdı resimlerinizin altına
Bambaşka bir sabaha o gün başlayan
Tekdüze rengi vardı bir şeyde kırağının,
Şubat sonuydu, son anlarınızdı,
Sizlerden biri konuştu sessiz sakin:
Herkese mutluluklar,
Geride kalan herkese mutluluklar!
Ölürken kin yok içimde ey Alman halkı
Elveda zevk ve acı.

Elveda güller, elveda hayat, elveda rüzgar ve aydınlık!
Ve sen evlen mutlu ol sık sık düşün beni,
Bir gün bütün güzelliklerin arasında olacaksın,
Herşey sona erdiğinde Erivan’da.

Görkemli kış güneşi tepeyi aydınlatıyor:
Doğa o denli güzel ve yüreğim öyle yanıyor ki!
Zafer dolu adımlarımızı izleyecek adalet…
Melinee’m, ey aşkım, ey yetimim benim!
Sana yaşamanı, çocuk doğurmanı söylemek isterdim…

Tüfekler çiçek açtığında yirmi üç kişiydiler
Vaktinden önce canını veren yirmi üç kişi
Yirmi üç yabancı, ama yirmi üç kardeş
Yaşamı uğruna ölecek kadar seven yirmi üç kişi
Düşerken toprağa “FRANSA” diye haykıran yirmi üç KİŞİ..

Luis ARAGON
A. Vural

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..