21 Şubat 2014

TARİHİMİZ çıktı

Tarihimiz, adından da anlaşılacağı üzere bir tarih çalışması. Kitapta TİKB'nin tarihi anlatılıyor

TARİHİMİZ çıktı
Şubat Yayın'ın Şubat ayı içinde çıkarmayı hedeflediği iki kitaptan ilki -Tarihimiz- çıktı. Programdaki ikinci kitap olan Adressiz Sorgular ise önümüzdeki hafta sonu çıkacak.

Tarihimiz, adından da anlaşılacağı üzere bir tarih çalışması. Kitapta TİKB'nin tarihi anlatılıyor. Onun, köklerinin uzandığı '68'den başlayarak 2010 yılına kadar geçen süreci, herbiri döneminde çoğunluk tarafından benimsenmiş örgüt görüşünü yansıtan belgelere ve yazılı kaynaklara dayalı olarak özetliyor. Kitabın sonundaki “Ekler” bölümünde de TİKB'nin yaptığı toplam 4 konferansla 2012 Eylül'ünde tamamlanan ilk kongrenin sonuç bildirgelerine yer veriliyor.

Kitabın yazılma gerekçesi Önsöz'de, “TİKB tarihini, sadece TİKB saflarını değil örgütlü devrimci mücadeleyi çoktan bırakıp gitmiş kavga kaçaklarının tecavüzünden kurtarmak” olarak tanımlanıyor.

Belgesel bir karaktere sahip olmasının yanında materyalist tarih ve Leninist örgüt anlayışına sadakat yaklaşımıyla kaleme alınan çalışmanın “kişisel resmi tarih” bezirganlıklarıyla olan temel farkı Önsöz'de şöyle ifade ediliyor:
'Aşağıdaki çalışma herhangi bir 'iç dürtü'nün ürünü değildir...' der Engels, ünlü eseri Anti Dühring'in önsözünde. Polemik tarzında kaleme aldığı, gerçekte proletaryanın bilimsel sosyalist dünya görüşünün kapsamlı bir çerçevesini sunduğu o kitabı yazma gerekçesini açıklar sonra: Henüz çok genç olan hareketin saflarında karışıklık yaratacak kaba ve ucuz tahrifatlara meydanı boş bırakmamanın zorunluluğu...

Bu çalışmanın kaleme alınma nedeni de aynı: TİKB tarihini, sadece TİKB saflarını değil örgütlü devrimci mücadeleyi çoktan bırakıp gitmiş kavga kaçaklarının tecavüzünden kurtarmak.

Herbiri yıllar sonra 'tarih yazıcılığına' soyunan bu kalpazanların tek ortak özellikleri mücadele kaçkını olmaları değil. Buna bir kılıf bulma ihtiyacı içinde olmaları. 'TİKB'yi anlatma' görünümü altında tarihsel gerçeklere takla attırdıkları, yazılı belgelere ve tanıklıklara dayalı olgu ve süreçleri dahi utanıp sıkılmadan eğip büktükleri 'kişisel resmi tarih' yazımına soyunmalarının gerisinde yatan motivasyon bu zaten.

Yazdıklarını yanyana getirerek okuyun, çizilen tablo hiçbirinde değişmez: Hepsi de 'kusursuz devrimciler'. Herbiri 'eşi bulunmaz yeteneklerin sahibi', herbiri 'kahraman', herbiri 'örgütü sırtlayıp ileriye taşımış'.. Ama nedense (!) 'değerleri bilinmemiş'. 'Birileri' tarafından 'harcanmışlar'. Yazdıkları her satır, tarihi kişilerin eylemlerine indirgeyip kişilerle açıklayan bu banal tarih tezini yutturmaya yönelik.

Bu idealist tarih anlayışı, süreçlerin gelişimini tümüyle bireylerin -hakiki ya da uydurulmuş- düşünce ve eylemlerine bağlayarak 'anlatır'. Bu tarih anlayışında genellikle sadece 'kahramanlar ve hainler', 'olağanüstüler ve sıradanlar', 'cesurlar ve korkaklar', 'fedakarlar ve nankörler' vb. vb. vardır. Bu mantık -doğası gereği- bol bol 'fetiş' üretir.

Tarihi her şeyden önce her sınıfın ekonomik varlık koşullarından kaynaklanan sınıflararası mücadelenin ürünü olarak gören materyalist tarih anlayışı da tarihte bireylerin rolünü kabul eder etmesine fakat o bunu belirli tarihsel koşullarla bağlantısı içinde, o nesnel çerçeve içinde oynanan rol ve onun sonuçlarına dayalı olarak tanır. Bu ilişkide bile 'tarihi kişilik' bir yönüyle de koşulların ürünüdür.

Bilinçli tercihler sonucu bir araya gelinmiş siyasal bir örgütte tek tek bireylerle kolektif bütünlük arasındaki bu diyalektik bağımlılık ilişkisi çok daha karşılıklıdır. Bernard de Chartres'ın aşağıdaki sözleri, bu ilişkinin özünü verir bize:

'Biz devlerin omuzuna tünemiş cüceleriz. Böylece, onlardan daha iyi görebiliyor ve daha uzakları seçebiliyoruz. Gözlerimiz daha keskin ya da boyumuz daha uzun olduğu için değil, sırf bizi havaya kaldırdıkları ve bizi devasa boylarının tüm haşmetiyle yükselttikleri için...'

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..