23 Şubat 2014

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

Korku dağları bekler
Burjuva hükümet son zamanlarda aklımıza gelebilecek hemen her alanda düzenleme üstüne düzenleme yapıyor. HSYK'yı dolaysızca kendisine bağladı. İnternet trafiğinin denetimi ve istenmeyen yayınların anında sansürlenmesini kendisine bağlı bir tepegöz haline getirerek dokunulmaz kıldığı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)'in denetimine teslim etti. Poliste, yargıda ve bürokrasinin diğer kademelerinde kendisine rakip kliklerin adamı olduğu kuşkusunu duyduğu unsurları ayıklayarak kapsamlı bir kadrolaşmaya gitti. Birçok temel yasada kendisini sağlama alıp çok daha pervasızca hareket olanağı kazandıracak yeni değişiklikler yaptı.

Son olarak 2 yıl önce (7 Şubat 2012) dokunulmazlık zırhına kavuşturduğu, 3 yıl önce de Genelkurmay'ın elindeki gelişmiş elektronik istihbarat tesislerini devrederek devasa bir istihbarat gücüne dönüştürdüğü MİT'in yetkilerini adeta sınırsız hale getirecek bir düzenleme girişiminde. Bugüne kadar el altından ve görece sınırlı bir çerçevede yürütülen MİT'in faaliyetlerine genişlik ve derinlik katacak yasal bir statü oluşturuluyor.

Şu an Meclis'te tartışılan teklif yasalaşırsa MİT, sadece komünistler, devrimciler ve sistem karşıtlarıyla sınırlı olmaksızın tüm toplumsal kesim ve katmanlar üzerinde kapsamlı bir denetim yetkisine kavuşacak. Kadınından erkeğine, emeklisinden öğrencisine, hatta burjuvazinin farklı kesimlerine kadar iktidarın “hoşlanmadığı” herkesi sınırsız bir yetkiyle izleyebilecek. Kişilere ait en mahrem bilgileri bile istediği zaman istediği yerden alabilecek.

MİT'in teklifte belirlenen geniş yetkilerle donatılması, istediği kurumdan istediği belgeyi anında alabilmesi ve tüm bu faaliyetlerinin yürütme erkinin başındaki Başbakan'ın denetimine verilerek üstüne bir de dokunulmazlık zırhıyla korunması, burjuva siyaset arenasının bile fiilen yürütmenin kontrol ve denetimine girmesi anlamına geliyor. Tasarının yasalaşması fiilen zaten işlevsiz hale getirilmiş olan yasama ve yargı gücünü neredeyse tamamen devre dışı bırakacak, anlamsız kılacak. Üstelik bu korkunç güç yoğunlaşması, yasal bir kılıf altında gerçekleşecek!..

Faşist rejimlerin karakteristik özelliği, hiçbir sınır ve kısıtlama tanımayan mutlak iktidar arzusudur. Burjuva devletin yasamasından yargısına kadar tüm güçlerinin katı bir merkeziyetçilikle yürütme erkinin kontrolüne alınacak şekilde örgütlenmesi yönelimi, bu azami ve mutlak denetim ihtiyacının yansımasıdır. Mutlak iktidar ve azami denetim ihtiyacının sadece işçi ve emekçiler üzerinde değil, aynı zamanda burjuvazinin çeşitli katmanları üzerinde de hüküm süreceğini ifade eder. Kısacası faşizm sadece işçi ve emekçilere dönük dizginsiz bir terör rejimi değildir, o aynı zamanda burjuvazinin bir kliğinin diğerleri üzerinde de denetim ve baskı kurma arzusu ve yönelimini taşır. Bu yüzden şu an parlamentoda tartışılan yeni MİT Yasası, herhangi bir yeni zorbalık yasasından daha farklı ve daha kapsamlı bir anlama sahiptir.

Burjuva devletin yargı dahil tüm vurucu güçlerinin özellikle 2010 sonrasında hızlanarak yürütmenin, daha doğrusu Tayyip Erdoğan'ın elinde toplanıp merkezileştirilmesinin bile yeterli görülmediği anlaşılıyor. Öyle ki, yeni yasayla MİT bir taraftan daha sıkı bir biçimde Başbakana bağlanırken diğer taraftan kendisine devredilen istihbarat olanaklarının da yardımıyla polis ve jandarmayı bile kontrol edebilecek bir konuma getiriliyor. Bu öyle bir güç yoğunlaşması ki, benzerleri ancak 1930'ların faşist parti-devlet modellerinde ya da Esad rejimi, İran, Pakistan, Endonezya, Filipinler diktatörlükleri gibi dikta rejimlerinde karşımıza çıkan bir model.

Tasarı yasalaşırsa ikinci olarak, MİT işçi ve emekçilerin hemen tüm bilgilerine yasal yetkiyle ulaşabilecek. Kısacası bugüne kadar fiilen yapılıp edilenlere yasal bir zırh geçirilecek. MİT'in hakkımızda yürüttüğü yasal olmayan soruşturmalar, dinlemeler, hatta işkencelerimize katılımı yasal bir yetkiyle meşrulaştırılacak. Eğitimden sağlığa, banka hesaplarımızdan çalıştığımız yerlere kadar yaşamımıza ait tüm verilere istediği anda ulaşıp kullanabilecek. Tüm yasaları ve kurumların üzerinde bir yere oturtularak sınırsız yetkilere kavuşturulan MİT artık hayatımızın doğal bir parçası olacak.

Tasarının yasalaşmasıyla MİT ülke içinde olduğu gibi ülke dışında da 'operasyon' düzenleme yetkisine kavuşacak. Yani MİT, son örneğini 2013 Ocak'ında Paris'te üç Kürt kadın politikacının katlinde gördüğümüz gibi dünyanın herhangi bir yerinde “rejim düşmanı” olarak gördüğü herkese karşı suikastler düzenleyebilecek, adam kaçırabilecek, 1990'larda Azerbaycan'da 'gayrı resmi' bir biçimde düzenlemeye kalkışılan türden darbeler tezgahlama yetkisine sahip olabilecek. Kısacası bu yönüyle de MİT, Karanlık dehlizlerde yaptıklarını yasal bir "aydınlıkta" gerçekleştirecek.

Bu korku niye?

Eğer AKP, bu seçimden istediği sonucu -ya da ona yakın bir destek- alarak çıkarsa o zaman bu saldırganlık vites büyütmüş olarak toplumun üzerine boşanacak. Şimdilik “yasal” altyapısı hazırlanıp tepkileri ölçme amaçlı küçük küçük yoklama pratikleri yapılan yoğunlaşmış devlet terörü -tıpkı darbe ve sıkıyönetim dönemleri gibi- günlük yaşamımızın 'olağan' uygulama ve görüntüleri haline gelecek...

Yalnız bu tehlike sadece AKP'nin gücü ya da güç kaybetmesiyle ilgili bir süreç ve gelişme olarak görülmemeli. İşin bu yönü daha tali ve tamamlayıcı bir etken. Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde.

Bunların başında da neoliberal kapitalizmin dünya çapında yayılıp yeni çizgiler kazanan krizindeki derinleşme geliyor. Krizdeki derinleşme dünyanın hemen her yerinde yerleşik denge ve ilişkileri sarsıyor, bozuyor, keskin bir sınıfsal-toplumsal kutuplaşma temelinde yeni dinamikleri harekete geçiriyor. Türkiye'nin tam merkezinde bulunduğu coğrafyada peşpeşe yaşanan son gelişmelerden de bu gerçeği görebiliriz.

Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar üçgeninde, yani dünya çapında emperyalist hegemonya dalaşlarının tayin edici 'satranç tahtası' olarak tanımlanan Avrasya'daki toplumsal tepki patlamalarının birbirinin üstüne binerek yayılması, sadece bölge burjuvazileri ve gericiliğinin değil dünyanın belli başlı emperyalist güçlerini de yeni strateji ve politikalar belirlemeye zorluyor. Bosna-Hersek'te patlak verip arkasından Kosova'ya sıçrayan işsizlik isyanlarının dumanı henüz daha tam dağılmamışken Ukrayna'da patlak veren ve hızla bir iç savaş ve fiili bölünmeye doğru evrilen iktidar dalaşı, Avrasya genelindeki zincirleme sarsıntıların son halkalarını oluşturdu.

Emperyalist burjuvazi ve bölge gericilikleri gibi işbirlikçi Türk tekelci burjuvazisi de gidişin ve bu gidişin kendileri açısından içerdiği risklerin farkında. İktidar dizginlerini daha fazla sıkılayıp burjuva devlet terörünün önündeki sınırlandırıcı her türlü engelin kaldırılması yöneliminin gerisinde esas olarak bu korku yatıyor.

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..